Malumunuz uzun bir süre herhangi bir yazı
yayımlayamadık, öncelikle sizden bu konuda özür diliyorum. Her ne kadar biz bir
şeyler paylaşmak yazmak istesek de elimizde olmayan birtakım sebeplerden dolayı
blogumuz da bizimle beraber yaz tatiline girmiş bulundu.
Konumuza dönecek olursak, aslında son zamanlarda
söylenecek çok söz tartışılacak o kadar çok konu var. Ligin başlamasından tutun
da Suriye’ye oradan Mısır’a hatta dünyadaki ekonomik dalgalanmalara kadar.
Ancak ben sizlerle genel olarak “konu dışı” olarak da tabir edilen benim
gözümde ise en az bugün haber bültenlerinde ilk sıraları süsleyen politik
haberler kadar önem arz eden konulardan birini sizlerle paylaşacağım.
Aslında konumuz teknoloji. Bu konunun o kadar da
gözlerden uzak olmadığını düşünebilirsiniz, zira ne zaman yeni bir iphone çıksa
bundan bütün dünyanın haberi oluyor. Ancak benim burada bahsetmek istediğim
teknoloji, sahip olduğumuz teknoloji, satın aldığımız teknoloji değil. Belki
farkında bile değiliz ama teknolojiye harcadığımız parayı belki de temel
ihtiyaçlarımızda harcamıyoruz. Son yapılan araştırmada Avrupa’da genç olarak
nitelendirilen grubun %90’ının cep telefonu sahibi olduğu. Çok uzağa gitmeye
gerek yok 2. Dünya Savaşı sırasındaki gizli iletişim bilgilerini kırmak için
kullanılan bilgisayarlar bugün evrende yıldız avcılığından benim bu yazıyı
yazabilmeme kadar binlerce farklı alanda kullanılıyor.
Teknolojinin büyük bir hızla ilerlediği bir
gerçek, peki biz bu teknolojiye ayak uydurabiliyor muyuz? Lütfen beni yanlış
anlamayın ama teknolojiye ayak uydurmaktan kastım ellerinizdeki akıllı telefonlar değil.
Teknolojiye ayak uydurmaktan kastım Türkiye’deki okulların sahip olduğu teknoloji ya da bu
bilim ve teknoloji devrinde üniversitelerimizin bize nasıl teknolojiler
kazandırdığıdır. Biz herhangi bir ilimizin herhangi bir ilçesindeki herhangi
bir okuluna şu an dünyanın sahip olduğu teknolojiyi götüremiyorsak işte o zaman
biz teknolojiyi üretmiyor sadece satın alıyoruz demektir.
Teknolojinin ne kadar büyük bir pazara sahip
olduğunu da hemen küçük bir örnekle açıklayalım Dünya üzerinde değer bakımında
en değerli ilk 3 şirket tamamen teknoloji üzerine kurulmuş durumda. Ancak
Türkiye’ye baktığımız zaman teknolojik alet vb. cihazlar ithalatımızın %32’lik
kısmını oluşturmakta.
Peki, bizim eksiğimiz nerede diye soracak
olursanız. Öncellikle bizim eksiğimiz bunları başaracağımıza dair inancımızın
olmaması. İnsan ne zaman inanmaya başlar işte o zaman hayaller gerçek olur.
Eğer biz başaracağımıza bütün kalbimizle bunun yanında da hal ve hareketlerimle de inanırsak,
başarı için savaşırsak, ülkemizi Dünya’da sadece belli konularda değil her
konuda ileriye taşıyacağımıza inanırsak. Üstümüzde bulunan ülkeleri ya da
kurumları birer engel değil birer basamak olarak görürsek işte o zaman gerçek
manada kendimize güvenmiş oluruz, kendimize güvendiğimiz zaman doğru emekler ve
çabalar ile başarı kaçınılmaz olacaktır.
Az önceki yazım uzun zaman sonra yazdığım ilk
yazı idi. Biraz paslanmış olabilirim. Haddimi de aşmış olabilirim. Ama ne
söylediysem bu güzel ülkemin iyiliği için söyledim, biliyorum bu yazılarımın
bir kıymeti yok ama bir yerlerden başlamak gerek. Ee ne diyelim sürç-ü lisan
ettiysek affola.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder