17 Eylül 2013 Salı

Uzun Bir Aranın Ardından

Malumunuz uzun bir süre herhangi bir yazı yayımlayamadık, öncelikle sizden bu konuda özür diliyorum. Her ne kadar biz bir şeyler paylaşmak yazmak istesek de elimizde olmayan birtakım sebeplerden dolayı blogumuz da bizimle beraber yaz tatiline girmiş bulundu.
Konumuza dönecek olursak, aslında son zamanlarda söylenecek çok söz tartışılacak o kadar çok konu var. Ligin başlamasından tutun da Suriye’ye oradan Mısır’a hatta dünyadaki ekonomik dalgalanmalara kadar. Ancak ben sizlerle genel olarak “konu dışı” olarak da tabir edilen benim gözümde ise en az bugün haber bültenlerinde ilk sıraları süsleyen politik haberler kadar önem arz eden konulardan birini sizlerle paylaşacağım.
Aslında konumuz teknoloji. Bu konunun o kadar da gözlerden uzak olmadığını düşünebilirsiniz, zira ne zaman yeni bir iphone çıksa bundan bütün dünyanın haberi oluyor. Ancak benim burada bahsetmek istediğim teknoloji, sahip olduğumuz teknoloji, satın aldığımız teknoloji değil. Belki farkında bile değiliz ama teknolojiye harcadığımız parayı belki de temel ihtiyaçlarımızda harcamıyoruz. Son yapılan araştırmada Avrupa’da genç olarak nitelendirilen grubun %90’ının cep telefonu sahibi olduğu. Çok uzağa gitmeye gerek yok 2. Dünya Savaşı sırasındaki gizli iletişim bilgilerini kırmak için kullanılan bilgisayarlar bugün evrende yıldız avcılığından benim bu yazıyı yazabilmeme kadar binlerce farklı alanda kullanılıyor.
Teknolojinin büyük bir hızla ilerlediği bir gerçek, peki biz bu teknolojiye ayak uydurabiliyor muyuz? Lütfen beni yanlış anlamayın ama teknolojiye ayak uydurmaktan kastım ellerinizdeki akıllı telefonlar değil. Teknolojiye ayak uydurmaktan kastım Türkiye’deki okulların sahip olduğu teknoloji ya da bu bilim ve teknoloji devrinde üniversitelerimizin bize nasıl teknolojiler kazandırdığıdır. Biz herhangi bir ilimizin herhangi bir ilçesindeki herhangi bir okuluna şu an dünyanın sahip olduğu teknolojiyi götüremiyorsak işte o zaman biz teknolojiyi üretmiyor sadece satın alıyoruz demektir.
Teknolojinin ne kadar büyük bir pazara sahip olduğunu da hemen küçük bir örnekle açıklayalım Dünya üzerinde değer bakımında en değerli ilk 3 şirket tamamen teknoloji üzerine kurulmuş durumda. Ancak Türkiye’ye baktığımız zaman teknolojik alet vb. cihazlar ithalatımızın %32’lik kısmını oluşturmakta.
Peki, bizim eksiğimiz nerede diye soracak olursanız. Öncellikle bizim eksiğimiz bunları başaracağımıza dair inancımızın olmaması. İnsan ne zaman inanmaya başlar işte o zaman hayaller gerçek olur. Eğer biz başaracağımıza bütün kalbimizle bunun yanında da hal ve hareketlerimle de inanırsak, başarı için savaşırsak, ülkemizi Dünya’da sadece belli konularda değil her konuda ileriye taşıyacağımıza inanırsak. Üstümüzde bulunan ülkeleri ya da kurumları birer engel değil birer basamak olarak görürsek işte o zaman gerçek manada kendimize güvenmiş oluruz, kendimize güvendiğimiz zaman doğru emekler ve çabalar ile başarı kaçınılmaz olacaktır.

Az önceki yazım uzun zaman sonra yazdığım ilk yazı idi. Biraz paslanmış olabilirim. Haddimi de aşmış olabilirim. Ama ne söylediysem bu güzel ülkemin iyiliği için söyledim, biliyorum bu yazılarımın bir kıymeti yok ama bir yerlerden başlamak gerek. Ee ne diyelim sürç-ü lisan ettiysek affola.

Hiç yorum yok: